TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

TUNCAY ALEMDAROĞLU BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2012/827)

 

Karar Tarihi: 15/10/2014

R.G. Tarih-Sayı: 17/12/2014-29208


BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

Başkan

 :

 Serruh KALELİ

Üyeler

 :

 Burhan ÜSTÜN

 

 

 Nuri NECİPOĞLU

 

 

 Hicabi DURSUN

 

 

 Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

 :

 Özcan ÖZBEY

Başvurucu

 :

 Tuncay ALEMDAROĞLU

Vekili

 :

 Av. Mustafa HALICI

 

I.        BAŞVURUNUN KONUSU

1.       Başvurucu, üçüncü bir kişi tarafından uğramış olduğu silahlı saldırı sonucu sağ ayak ve dizinde devamlı hareket kısıtlılığı oluştuğunu, 7/7/2004 tarihinde meydana gelen olay ile ilgili yürütülen adli sürecin makul sürede sonlanmayarak, davanın zamanaşımına uğradığını, etkin bir yargılamanın yapılmamasından dolayı saldırıyı yapanın cezasız kaldığını, bu nedenle yaşam hakkı ile adil yargılanma hakkına bağlı olarak Anayasa'nın 17., 36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II.     BAŞVURU SÜRECİ

2.       Başvuru, 29/11/2012 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.       Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 18/3/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4.       Bölüm tarafından 26/6/2013 tarihinde yapılan toplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5.       Başvuru konusu olay ve olgular 27/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 29/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6.       Adalet Bakanlığının görüşü, başvurucuya 1/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiş olup, başvurucu karşı görüşünü 5/8/2013 tarihinde sunmuştur.

III.  OLAYLAR VE OLGULAR

A.   Olaylar

7.       Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

8.       Başvurucu, 1999-2004 tarihleri arasında Ankara ili Yenimahalle ilçesinde Belediye Başkanı olarak görev yapmıştır. Bu görevi sırasında, Ö.F.Ç. isimli şahsa ait oto pazarı, ruhsatsız olması ve kamu arazisinde bulunması gibi yasal gerekçelerle Belediye Encümen kararıyla sürekli olarak kapatılmıştır.

9.       Başvurucu, Belediye Başkanlığı görevi sona erdikten sonra 7/7/2004 tarihinde Ö.F.Ç.'nin silahlı saldırısına uğramıştır. Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 20/8/2004 tarihli raporuna göre başvurucu, hayati tehlike geçirmeyecek ve 15 gün mutad iştigaline engel teşkil edecek şekilde yaralanmıştır. Adli Tıp Kurumunun 23/6/2006 tarihli raporunda ise, başvurucunun sağ ayak ve dizinde oluşan fonksiyonel kısıtlılığın devamlı uzuv zaafı niteliğinde bulunduğu belirlenmiştir.

10.   Bu olay nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2004/66774 sayılı hazırlık dosyası üzerinden yürütülen soruşturma sonucunda, 20/8/2004 tarih ve 2004/17459 sayılı iddianame ile adı geçenin "ruhsatsız silah taşımak" ve "kasten yaralamak" suçlarından cezalandırılması istemiyle Ankara 3. Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

11.   Anılan Mahkemece suçun hukuki niteliği dikkate alınmak suretiyle 24/1/2006 tarih ve E.2004/895, K.2006/10 sayılı karar ile görevsizlik kararı verilerek, dosya Ankara Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

12.   Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/10//2006 tarih ve E.2006/29, K.2006/349 sayılı kararıyla, Ö.F.Ç.'ye isnat olunan suçlar sabit görülerek "ruhsatsız silah taşımak suçundan 6136 sayılı Kanun'un 13/1. maddesi uyarınca 10 ay hapis ve 440 TL adli para cezası ile; kasten yaralama suçundan ise 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1. maddesi gereğince 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına" karar verilmiştir.

13.   Söz konusu kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 10/11/2010 tarih ve E.2008/16798, K.2010/17182 sayılı ilamında, "5252 sayılı Kanun'un 9/3. maddesi uyarınca lehe olan hükmün önceki ve sonraki kanunların bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle saptanması ve her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkan verecek ve ayrıntılı şekilde kararda gösterilerek hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, sanık hakkında 6136 sayılı Kanuna muhalefet suçundan verilen kararlarla ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının değerlendirilmesinin lüzumu, TCK'nın 53. maddesinde belirtilen hak yoksunlukları süresinin karar yerinde belirtilmesi gerektiğinin gözetilmemesi, uygulamaya göre de sanığa atılı yaralama eyleminin mağdurun kamu görevinden dolayı ve silahla işlenmiş olması karşısında temel cezanın asgari hadden tayini nedenlerinin hüküm yerinde belirtilmemesi" şeklinde gerekçelerle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

14.   Bozma kararına uyan Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 11/3/2011 tarih ve E.2011/21, K.2011/158 sayılı kararıyla, Ö.F.Ç.'nin "ruhsatsız silah taşımak suçundan 10 ay hapis ve 366 TL adli para cezası ile; kasten yaralama suçundan ise 5 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına" karar verilmiştir.

15.   Bu kararın da Ö.F.Ç. tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 19/10/2011 tarih ve E.2011/8185, K.2011/14511 sayılı kararıyla, ruhsatsız silah taşımak suçundan kurulan hükmün onanmasına, kasten yaralama suçundan ise "sanık hakkında yüklenen suçtan dolayı, suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu ile suç tarihinden sonra 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun ilgili bütün hükümleri 5252 sayılı Kanunun 9/3. maddesine uygun olarak kararın gerekçe bölümünde eyleme uygulanıp elde edilecek sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle lehe olan yasanın belirlenmesi gerekirken, denetime olanak vermeyecek şekilde 5237 sayılı TCK'nın lehe olduğundan bahisle yazılı şekilde hüküm kurulduğu" gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.

16.   Bozma kararına uyularak devam olunan yargılama sonucunda, anılan Mahkemenin 24/1/2012 tarihli duruşmasında, kamu davasının zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir.

17.   Bu karara karşı başvurucunun 27/1/2012 tarihli dilekçesiyle yaptığı temyiz başvurusu, Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 8/10/2012 tarih ve E.2012/27297,K.2012/33268 sayılı kararıyla reddedilerek, yerel Mahkemenin kararı onanmış ve aynı tarihte kesinleşen bu karar, başvurucuya 26/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18.   Başvurucu, 29/11/2012 tarihli dilekçesi ile süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B.   İlgili Hukuk

19.   26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Kasten yaralama" kenar başlıklı 86. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının (e) bendi şöyledir:

"(1) Kasten başkasının vücudunun acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

.

(3) Kasten yaralama suçunun;

.

e) Silâhla,

İşlenmesi hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır."

20.   5237 sayılı Kanun'un "Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama" kenar başlıklı 87. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi şöyledir:

"(1) Kasten yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

.

Neden olmuşsa, yukarıdaki maddeye göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. Ancak, verilecek ceza, birinci fıkraya giren hâllerde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hâllerde beş yıldan az olamaz."

21.   15/7/1953 tarih ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'un 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:  

"Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adli para cezasına hükmolunur."

22.   1/3/1926 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 102. maddesinin birinci fıkrasının (4) numaralı bendi şöyledir:

"Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:

..

 (4) Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis muvakkat sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır cezayı nakdiyi müstelzim cürümlerde beş sene,

.

geçmesiyle ortadan kalkar."

IV.  İNCELEME VE GEREKÇE

23.   Mahkemenin 15/10/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 29/11/2012 tarih ve 2012/827 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A.   Başvurucunun İddiaları

24.   Başvurucu, üçüncü bir kişi tarafından uğramış olduğu silahlı saldırı sonucu sağ ayak ve dizinde devamlı hareket kısıtlılığı oluştuğunu, olayın meydana geldiği 7/7/2004 tarihinden itibaren gerçekleşen adli sürecin makul sürede sonlandırılmadığı için davanın zamanaşımına uğradığını, böylece saldırıyı yapanın cezasız kaldığını, bu nedenle yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkına bağlı olarak Anayasa'nın 17., 36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini iddia ederek, 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B.   Değerlendirme       

1.      Kabul Edilebilirlik Yönünden

a.      Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

25.   Başvurucu, kendisini yaralayan kişi hakkında yürütülen ceza yargılamasının makul sürede bitirilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

26.   Bakanlık görüşünde, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bu konuda benimsediği ilkelere değinilmiş, AİHM'nin, Sözleşme'nin 3. maddesinin usuli gereği olarak sorumlular aleyhine yürütülen soruşturmanın uzunluğundan bahisle yine Sözleşme'nin 6/1. maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetleri, 3. madde kapsamında incelediği ve 6/1. maddeye dayalı şikâyetleri ayrıca ele almadığı ifade edilmiştir.

27.   Başvurucu, adil yargılama hakkının ceza davalarında sadece sanıklara ait bir hak olarak görülmesi ve bu hakkın mağdurlardan esirgenmesinin adalet ilkesiyle bağdaşmayacağını belirterek, Bakanlık görüşüne katılmamıştır.

28.   Başvurucu, adil yargılanma hakkına dayanarak, üçüncü şahıs aleyhine yürütülen davanın makul süreyi aştığını ileri sürmüş ise de, etkili soruşturma, makul hızlılık içinde yürütülmesi gerekliliği kriterini de karşıladığından ve kişinin vücut bütünlüğünün ihlali halinde devletin etkili soruşturma yapma sorumluluğu kapsamında bu kriterin de ele alınması gerektiğinden, anılan şikâyet ile ilgili adil yargılanma hakkı açısından ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.

b.      Yaşam Hakkının İhlal Edildiği İddiası

29.   Başvurunun incelenmesi neticesinde, vücut bütünlüğünün ihlaline ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2.      Esas Yönünden

30.   Başvurucu, üçüncü kişi tarafından uğramış olduğu silahlı saldırı sonucu yaralanması nedeniyle açılan davanın makul sürede sonuçlandırılmayarak, davanın zamanaşımına uğradığını, bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31.   Bakanlık görüşünde, başvuruya konu somut olayda, başvurucunun maruz kaldığı silahlı saldırı sonucunda ölmeyip hayatta kalması ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmamış olması göz önüne alındığında, yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin, Anayasa'nın 17. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS/Sözleşme) 3. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, başvurucunun, daha öncesinde herhangi bir saldırı tehdidi ile karşı karşıya kalmadığı ve olay günü beklenmedik bir şekilde saldırıya uğradığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre, işkence ve kötü muamele iddialarına ilişkin soruşturmaların, etkili başvuru hakkının amaçları çerçevesinde, zamanaşımına uğramamasının büyük önem taşıdığı, başvurucunun kişi dokunulmazlığı hakkının usuli yükümlülük bakımından ihlal edildiği yönündeki şikâyetinin değerlendirilmesi konusunda takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu ifade edilmiştir.

32.   Başvurucu, iddialarının AİHS'nin 3. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği yönündeki Bakanlık görüşüne katılmadığını, bu yönden bir talebinin de olmadığını, incelemenin adil yargılanma hakkı çerçevesinde yapılması gerektiğini belirtmiştir.

33.   Başvurucu, olay günü ani olarak gelişen üçüncü kişinin silahlı saldırısı sonucu yaralanmıştır. Başvurucunun maruz kaldığı silahlı saldırı sonucunda can kaybının yaşanmamış ve hayati tehlike geçirecek şekilde yaralanmamış olması göz önüne alındığında, yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetin, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası ve AİHS'nin 3. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. Ayrıca somut olayda devletin maddi yükümlülüğünün ihlali ile ilgili bir şikâyetin söz konusu olmaması ve böyle bir durumun da saptanmaması nedeniyle incelemenin, devletin pozitif sorumluluğuna bağlı olarak usul yükümlülüğü bakımından yapılması gerekir.

a.   Genel İlkeler

34.   Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

 "Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

35.   Sözleşme'nin 3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz."

36.   Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında, devletin, pozitif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 105; B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 51).

37.   AİHM, devletin pozitif yükümlülüklerinin özel kişilerin eylemlerini de içerdiğini belirtmiştir. Devlet, kamu görevlilerinde olduğu gibi özel kişiler tarafından gerçekleşebilecek kötü muamelelere karşı da yeterli korumayı ve yasal çerçeveyi sağlamakla yükümlüdür (bkz. Denis Vasilyev/Rusya, B. No: 32704/04, 17/12/2009, § 98; Yehovanın Şahitleri Gldani Cemaatinin 97 Üyesi ve diğer 4 kişi/Gürcistan, B. No: 71156/01, 3/5/2007, § 96; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, § 26-28; A/Birleşik Krallık, B. No: 100/1997/884/1096, 23/9/1998, § 22-24; X ve Y/Hollanda, B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 27).

38.   Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında sahip olduğu bu pozitif yükümlülüğün bir de usuli boyutu bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 106; ayrıca benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Anguelova/Bulgaristan, B. No: 38361/97, 13/6/2002, § 137; Jasinskis/Letonya, B. No: 45744/08, 21/12/2010, § 72).

39.   Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi ya da üçüncü kişi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa'nın 17. maddesi, "Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. (B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 30). Şayet bu olanaklı olmazsa, bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hale gelecek ve bazı hallerde devlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktan yararlanarak, kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; ayrıca benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Corsacov/Moldova, B. No: 18944/02, 4/4/2006, § 68).

40.   Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).

41.   Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan, burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa'nın 17. maddesinin, başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı (benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, 47287/99, 22/7/2008, § 70) ya da tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi (bkz. yukarıda geçen Tanlı/Türkiye, § 111) yüklediği anlamına gelmemektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).

42.   Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla, kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde, hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar (bkz. Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, § 103; Batı ve diğerleri/Türkiye, B. No: 33097/96 - 57834/00, 3/6/2004, § 136). Bu kapsamda yetkililer diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdırlar (bkz. Tanrıkulu/Türkiye [BD], B. No: 23763/94, 8/7/1999, § 104; Gül/Türkiye, B. No: 22676/93, 14/12/2000, § 89).

43.   Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması da kötü muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla, şartlar ne olursa olsun, yetkililer resmi şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidirler. Şikâyet yapılmadığında bile kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhal başlaması, bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; ayrıca benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. yukarıda geçen Batı ve diğerleri/Türkiye, §§ 133, 134).

44.   Soruşturmayı sağlayacak bir başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp, bu yolun uygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip bulunması gereklidir. Başvuru yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi halinde ancak etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası söz konusu olduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların ortaya çıkarılması bakımından da yeterli usulü güvencelerin sağlanması gerekir (B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 26; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. yukarıda geçen Aksoy/Türkiye, § 95; Ramirez Sanchez/Fransa, B. No: 59450/2000, 4/7/2006, §§ 157-160).

45.   Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir. Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak, kötü muameleye yönelik soruşturmalarda, hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın azami bir hız ve özenle yürütülmesi ve özellikle hayatı tehlikeye atan suçların cezasız bırakılmaması gerekir. (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Maıorano ve diğerleri/İtalya, B. No: 28634/06, 15/12/2009, § 124; McKerr/Birleşik Krallık, B. No: 28883/95, 4//5/2001, §§111, 114; Opuz/Türkiye, B. No: 33401/02, 9/6/2009, § 150; Öneryıldız/Türkiye, [BD], B. No: 48939/99, 31/11/2004,  § 96).

46.   Mahkemelerin, özellikle işkence ve kötü muamele niteliğindeki bir olayın zamanaşımına uğramaması için ellerinden gelen tüm gayreti sarf etmeleri ve tüm araçlara başvurmaları gerekir. Kötü muamele iddialarına ilişkin bir ceza davası söz konusu olduğunda, yetkililer tarafından çabuklukla verilecek bir yanıt, eşitlik ilkesi içinde genel olarak kamunun güveninin korunması açısından temel bir unsur olarak sayılabilir ve kanundışı eylemlere karışanlara karşı gösterilecek her türlü hoşgörüden kaçınmaya olanak tanır (B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 116; ayrıca benzer AİHM kararları için bkz. Hüseyin Esen/Türkiye, B. No: 49048/99, 8/8/2006; Özgür Kılıç/Türkiye, B. No: 42591/98, 24/9/2002).

47.   AİHM, işkence veya kötü muameleyle suçlanılan durumlarda "etkili başvuru"nun amaçları çerçevesinde, cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının ve genel af veya affın mümkün kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası süren görevlinin görevinin askıya alınmasının ve şayet hüküm alırsa meslekten men edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (bkz. Abdülsamet Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96, 2/11/2004, § 55; Eski/Türkiye, B. No: 8354/04, 5/6/2012, § 34; ayrıca bkz. Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Komitesi Nihai ve Tavsiye Kararları: Türkiye, 27/5/2003, CAT/C/CR/30/5).

b.   Genel ilkelerin Olaya Uygulanması

48.   Başvurucu, fiziksel saldırıya maruz kalması üzerine yaralama suçundan açılan davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesinden dolayı soruşturmanın etkili olmadığını belirtmiştir.

49.   Başvurucu, 7/7/2004 tarihinde silahlı saldırıya uğramıştır. Aynı gün Savcılıkça soruşturmaya başlanılmış ve 20/8/2004 tarihinde sanık hakkında kamu davası açılmıştır. Mahkeme tarafından mahkumiyet yönündeki ilk hüküm 6/10/2006, ikinci hüküm de 11/3/2011 tarihinde verilmiş olup, Yargıtayın 10/11/2010 ve 19/10/2011 tarihli bozma kararları sonucunda Mahkemenin 24/1/2012 tarihli kararı ile söz konusu davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmiştir. Bu karar, Yargıtay tarafından 8/10/2012 tarihinde onanarak kesinleşmiştir.

50.    Buna göre muhakeme usulü, iki dereceli yargılama sürecinde, şikayetin yapıldığı tarihten 8 yıl 3 ay 1 gün sonra yani 8/10/2012 tarihinde zamanaşımı nedeniyle son bulmuştur. Yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde (§ 45, 46, 47) mahkemelerin fiziksel bütünlüğe yönelik saldırılardan dolayı suçlanan kişilere ilişkin yargılamaları ivedilikle sonlandırması ve dolayısıyla davanın zamanaşımına uğramasını önlemesi gerekirken, somut olayda davanın zamanaşımına uğradığı görülmektedir. Böylece ilk derece Mahkemesince aleyhe maddi kanıtların oluştuğu kabul edilerek cezalandırılan sanık ile ilgili davanın sonuçta zamanaşımına uğradığı görülmüştür. Dolayısıyla, derece Mahkemesi önündeki süreçte kayda değer bir gecikmenin olduğu, bu gecikmenin makul bir nedene dayanmadığı, sanığın cezasız kalmasına engel olacak ivedilikte hareket edilmediği ve cezai başvurunun etkisiz olmasına sebebiyet verildiği belirlenmiştir.

51.   Açıklanan nedenlerle, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının öngördüğü Devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

V.     6216 SAYILI KANUN'UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI

52.   Başvurucu, şikâyetinde ileri sürdüğü temel hak ihlalinin tespiti ile 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

53.   6216 sayılı Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

 "Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

54.   Başvuruda, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının usul boyutuyla ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu, uğradığı manevi zararının karşılanmasını talep etmiştir.

55.   Başvurucunun maddi ve manevi varlığının korunması hakkına yönelik olay hakkında etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmemesi nedeniyle, yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararı karşılığında, somut olayın özellikleri de dikkate alınarak, başvurucuya takdiren net 21.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

56.   Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI.  HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A.       Başvurucu tarafından ileri sürülen Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline ilişkin şikâyetin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B.       Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının usul yönünden İHLAL EDİLDİĞİNE,

C.       Anayasa'nın 36. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetlerin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına,

D.       Başvurucuya, uğradığı manevi zararın karşılığı olarak takdiren net 21.000 TL tazminat ödenmesine,

E.       Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine,

F.        Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G.      Kararın bir örneğinin ilgili Mahkemeye gönderilmesine,

15/10/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

 

 

Başkan

Serruh KALELİ

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

     Nuri NECİPOĞLU         

 

 

 

 

 

 

Üye

Hicabi DURSUN

Üye

Hasan Tahsin GÖKCAN