TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

KARAR

 

ERDEM YURDAER BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2012/1315)

 

Karar Tarihi: 16/4/2013


BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

 

Başkan

 :

 Serruh KALELİ

Üyeler

 :

 Mehmet ERTEN

 

 

 Zehra Ayla PERKTAŞ

 

 

 Burhan ÜSTÜN

 

 

 Zühtü ARSLAN

Raportör

 :

 Cüneyt DURMAZ

Başvurucu

 :

 Erdem YURDAER

 

I.        BAŞVURUNUN KONUSU

1.      Başvurucu, 1977 yılında genel arazi kadastrosu ile kesinleşen tapu kaydına güvenerek 2004 yılında satın aldığı ve adına tapu siciline tescil edilen taşınmazların, 2007 yılında yürütülen orman kadastro çalışmalarında orman sınırları içinde kaldığının tespit edildiğini, Kadastro Mahkemesine açtığı orman kadastro tespitine itiraz davasının, taşınmazların orman niteliğinin bulunduğu, özel mülkiyete konu olamayacağı ve zilyetlikle mülk edinilemeyeceği gerekçesiyle reddedildiğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II.     BAŞVURU SÜRECİ

2.      Başvuru, 21/12/2012 tarihinde Söğüt Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3.      Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 22/2/2013 tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III.  OLAY VE OLGULAR

A.    Olaylar

4.      Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:

5.      Bilecik ili, Gölpazarı ilçesi, İncirli köyünde 1977 yılında yürütülen tapulama kadastrosu ile taşınmazların tespiti yapılmış, 15/4/1977 tarihinde tespit kesinleşerek taşınmazlar tapu siciline tescil edilmiştir.

6.      Başvurucu, aynı yerde bulunan ve üzerinde herhangi bir kayıt bulunmayan 99, 115, 118 ve 477 parsel numaralı taşınmazları tapu sicil müdürlüğünde yapılan satış işlemi ile satın almış ve 2/12/2004 tarihli tapu senetleri düzenlenmiştir. Başvurucu yine aynı yerde bulunan 56 ve 59 parsel numaralı taşınmazları da satın almış, 3/12/2004 tarihli tapu senetleri düzenlenmiştir.

7.      Taşınmazların bulunduğu yerde 20/2/2007 tarihinde başlatılan ve 20/10/2007 tarihinde kesinleşen orman kadastro çalışmalarında başvurucu adına tapu sicilinde kayıtlı taşınmazların orman sınırları içinde kaldığı tespit edilmiştir.

8.      Başvurucu tarafından Gölpazarı Kadastro Mahkemesinde açılan orman kadastro tespitine itiraz davaları, 12/11/2010 tarih ve E.2009/61, K.2010/31 sayılı, aynı tarih ve E.2009/73, K.2010/33 sayılı ve yine aynı tarih ve E.2009/50, K.2010/30 sayılı kararlarda dava konusu olan ve başvurucu adına tapu siciline kayıtlı olan 56, 59, 99, 115, 118 ve 477 numaralı parsellerdeki taşınmazların orman niteliğinin bulunduğu, özel mülkiyete konu olamayacağı ve zilyetlikle mülk edinilemeyeceği gerekçesiyle reddedilmiştir.

9.      Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 6/6/2012 tarih ve E.2012/5681, K.2012/8591 sayılı, aynı tarih ve E.2012/5682, K.2012/8586 sayılı ve yine aynı tarih ve E.2012/5683, K.2012/8589 sayılı ilamlarıyla hükümler onanmıştır. Karar düzeltme istemleri ise aynı Dairenin 12/11/2012 tarih ve E.2012/11457,  K.2012/12476 sayılı, aynı tarih ve E.2012/11455, K.2012/12474 sayılı ve yine aynı tarih ve E.2012/11456, K.2012/12475 sayılı kararlarıyla reddedilmiş, başvurucuya karar 29.11.2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B.     İlgili Hukuk

10.  22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 1007. maddesi şöyledir:

"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.

Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.

Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."

IV.  İNCELEME VE GEREKÇE

11.  Mahkemenin 16/4/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 21/12/2012 tarih ve 2012/1315 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A.    Başvurucunun İddiaları

12.  Başvurucu, 1977 yılında genel arazi kadastrosu ile kesinleşen tapu kaydına güvenerek 2004 yılında satın aldığı ve adına tapu siciline tescil edilen taşınmazların, 2007 yılında yapılan orman kadastro çalışması ile kamulaştırma yapılmaksızın orman vasfı ile Hazine adına tespit edildiğini, tespite itiraz davasının reddedildiğini belirterek, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek tazminat talep etmiştir.

B.     Değerlendirme

13.  Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

14.  Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."

15.  Anayasa'nın 169. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz."

16.   30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

17.  Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir haktır (Anayasa Mahkemesinin 17/5/2012 tarih ve E.2011/58, K.2012/70 sayılı kararı).

18.  Anayasa'da mülkiyet hakkının kapsamı diğer bazı maddelerde yer alan hükümlerle çerçevelenmiştir. Bu bağlamda ormanlara ilişkin 169. ve 170. maddelerde Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı güvencesinin çerçevesini belirleyen kurallar yer almaktadır (Anayasa Mahkemesinin 11/4/2012 tarih ve E.2011/18, K.2012/53 sayılı kararı).

19.  Temel bir değer olarak çevrenin korunması ve herkesin çevreden eşit şekilde yararlanması hakkının bir uzantısı olarak Anayasa'nın 169. maddesinde ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu belirtilerek bu alanlarda özel mülkiyet yasaklanmıştır. Bu nedenle belli bir sürenin geçmesiyle söz konusu alanlarda özel mülkiyet edinilmesi olanaklı değildir (Anayasa Mahkemesinin 12/5/2011 tarih ve E.2009/31, K.2011/77 sayılı kararı).

20.  Mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir ve bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı olması gerekir. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hem kıyılar hem de ormanlarla ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluyla tapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının, kıyı kenar çizgisi ya da orman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin iptal edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 No'lu Protokolün 1. maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu kararlarında çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek, karşılığı ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır (Anayasa Mahkemesinin 12/5/2011 tarih ve E.2009/31, K.2011/77 sayılı kararı).

21.  Ormanların korunması amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin tamamının mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna uygun çözüm yolları bulması gerektiği açıktır (Anayasa Mahkemesinin 12/5/2011 tarih ve E.2009/31, K.2011/77 sayılı kararı).

22.  4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devletin sorumlu olduğunu, Devletin, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu edebileceğini hüküm altına almıştır.

23.  Başvuru konusu somut olayda, başvurucunun, 1977 yılında genel arazi kadastrosu ile kesinleşen tapu kaydına güvenerek 2004 yılında satın aldığı ve adına tapu siciline tescil edilen taşınmazlarının, 2007 yılında yapılan orman kadastro çalışmasında orman sınırları içinde kaldığı tespit edilmiştir.

24.  Orman İdaresi, 1977 yılında yürütülen genel kadastro işlemleri öncesinde orman sınırlarını belirlemesi gerekirken bunu zamanında yapmamış, kadastro tespitine süresi içinde itiraz etmemiş, bireyler adına tapular düzenlendikten sonra tapuya kayıt düşerek taşınmaz sahiplerinin malları üzerinde tasarrufta bulunmalarına engel olmamıştır.

25.  Tapu işlemleri kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine göre Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesi ile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksız kayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/11/2009 tarih ve E.2009/4-383, K.2009/517 sayılı kararı). Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince, zararlarının tazmini için 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresinde, Hazine aleyhine adlî yargıda dava açabilirler (Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 18/12/2012 tarih ve E.2012/7876, K.2012/14598 sayılı kararı).

26.  Tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarı da o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak ise, aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Tazminat miktarının belirlenmesinde öncelikli konu, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliğinin ve değerinin belirlenmesi olup, araştırma yöntemi taşınmazın arsa ya da arazi olmasına göre farklılık arz edecektir (Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 13/12/2011 tarih ve E. 2011/8798, K. 2011/14624 sayılı kararı).

27.  Yukarıda yer verilen Kanun hükümleri ve Yargıtay içtihatları göz önünde bulundurulduğunda, başvurucu, tapuda adına kayıtlı taşınmazların kendisi tarafından kullanılmasına veya tasarrufuna engel olacak nitelikte bir şerh düşülmesi veya tapu kaydının iptali hâlinde, söz konusu işlemin yapılması tarihinden itibaren 10 yıl içerisinde Hazine aleyhine adli yargıda tazminat davası açabilecektir. Yargıtay içtihatlarında tazminatın miktarının taşınmazın gerçek bedeli esas alınarak belirleneceği kabul edilmektedir. Başvurucunun kamu yararı nedeniyle tapulu taşınmazına el konulması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan sınırlama el konulan taşınmazın gerçek bedeli esas alınarak ödenecek bir tazminatla başvurucu açısından dengelenebilecektir.

28.  Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir.

29.  Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (B. No: 2012/946, § 17, 18, 26/3/2013).

30.   Başvurucunun maliki olduğu taşınmazların orman kadastrosu çalışmaları sonrasında orman sınırları içinde olduğuna ilişkin kadastro tespitine yönelik olarak açtığı itiraz davasının reddi sonrasında tazminat talebiyle herhangi bir başvurusunun bulunmadığı görülmektedir. İdari ve yargısal başvuru yollarının tamamı tüketilmeksizin yapılan bir bireysel başvurunun kabul edilmesi mümkün değildir.

31.  Nitekim AİHM, benzer bir şekilde, başvurucunun tazminat ödenmeksizin taşınmazının elinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü 15/5/2012 tarih ve 42936/07 numaralı Altunay/Türkiye kararında, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, Kasım 2009 tarihinde daha önceki içtihadında değişikliğe gittiğini, AİHM'nin bu konudaki içtihatlarına dayanarak, tapu kayıtlarındaki yanlış kayıtlardan kaynaklanan ayni hak ya da menfaatleri kaybolmuş ya da kısıtlanmış olanların tapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı Devleti sorumlu tutabileceğine hükmettiğini, kişilerin tapularının ait olduğu arazilerin orman arazisi olması nedeniyle iptal edildiğinde 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca tazminat talep edebileceklerini ilan ettiğini, tazminat miktarının söz konusu arazinin kullanılma şekli, niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsal değerlerin dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkat çektiğini, bu başvuru yolunun halen düzenli olarak kullanılmakta olduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'nin içtihatlarını ve AİHS'ye Ek 1 No'lu Protokolün 1. maddesine dayanarak ilgili mevzuat hükümlerini uyguladıklarını, başvurucunun tapu belgesinin iptali yönündeki kararın kesinleşmesinden itibaren 10 yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceğini belirterek, iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir.

32.  Açıklanan nedenlerle, taşınmazlarına tazminat ödenmeksizin el konulması suretiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "başvuru yollarının tüketilmemiş olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

 

 

V.     HÜKÜM

Başvurunun, "başvuru yollarının tüketilmemiş olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 16/4/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

 

Başkan

Serruh KALELİ

Üye

Mehmet ERTEN

Üye

Zehra Ayla PERKTAŞ

 

 

 

 

 

 

Üye

Burhan ÜSTÜN

Üye

Zühtü ARSLAN